disinformation

Zeynep Tüfekçi: Güvensizlikle mücadele ‘Bize güvenin’ demekten ötesi 

Teknolojinin siyaset ve toplum üzerine etkileri hakkında çalışmalar yapan Türk sosyal bilimci ve yazar Zeynep Tüfekçi’nin ABD başkanlık seçimleri ve online dezenformasyon ile ilgili yazdığı İngilizce yazının çevirisini ilginize sunuyoruz. Tüfekçi Kuzey Karolina Üniversitesi, Chapel Hill’in Enformasyon ve Kütüphane Bilimi Bölümü’nde öğretim üyeliği yapıyor.

Şu an bunları söylemek pek moda olmasa da seçim sonuçlarından şüphe eden bizlerin gerçekten de tatmin edici yanıtlara ihtiyacı var. Evet, evet, halihazırdaki başkan sonuçlar hakkında ısrarla şüphelendiğini söylüyor ancak suçlamaları asılsız. Hayır, yaygın bir usulsüzlük yapıldığına dair kanıt yok. Evet, birçok çılgın ve absürt komplo teorisiyle karşı karşıyayız. Hayır, insanları seçim sonuçlarının doğru olduğuna nasıl ikna edebiliriz bilmiyorum. 

Ne olursa olsun, seçim sonuçlarına dair halk arasında yayılan şüpheciliğin kanıtladığı gerçek bir sorun var ve bu, sadece Cumhuriyetçi parti seçmenine ait değil. 2008’den beri her başkanlık seçiminde kaybeden taraf, seçimin bağımsız ve adil olmadığından şüphe ediyor. 

Önce, seçim sonuçları resmiyet kazanmadığında, Donald Trump’a muhalefet eden insanlardan, kendi eyaletlerindeki seçim sürecini denetleyen devletin Cumhuriyetçi sekreterlerinin veya oylama makinelerinin, sonuçları kendi lehlerine dönecek şekilde değiştirip hile yapılmasının mümkün olup olmayacağına dair sorularıma cevap bulmaya çalışırım. Anayasalarında riskleri limitleyen denetimlerin olduğu Georgia gibi eyaletlere bakarken güzel cevaplarla karşılaştım. Diğerleri içinse güven verecek cümleler kuramadım. Çünkü, açıkçası, gittikçe daha iyi hale gelen seçimleri yürütme ve denetleme sürecimiz için hala idealin uzağındayız diyebilirim. 

Şu anda, başkanın kaybettiğinin kesinleştiğini ve destekçilerinden seçim sonuçlarının ‘güvenilirliğine’ dair iddialar ve sorular gelmeye başladığını görüyoruz. Geri kalanımız için bu insanların komplolara yatkın ve umutsuz olduğunu söylemek, yeterli değil. Güven aşılamanın ve kasıtlı yayılan yanlış bilgiyle mücadele etmenin yolu, “bize güvenin” diye tekrar etmekten daha iyi cevaplar üretecek prosedürler ve süreçler içermelidir. 

Dolayısıyla, New York Times için hem yapılabilir hem de makul ve acil olduğunu düşündüğüm seçim süreci reformları hakkındaki yazımı paylaşıyorum. 

Kaybeden taraf sonuçlara karşı şüpheli gözle bakıyor

2008’den beri, başkanlık seçim sonuçlarına güvenmeyen azımsanamayacak düzeyde seçmen kitlesi var. 2016’da Demokratların sadece yüzde 43’ü seçimin bağımsız ve adil olduğuna inanırken şu an Cumhuriyetçilerin sadece yüzde 30’u buna inanıyor. İki partinin seçmen kitlesi de seçimleri kazandıkları durumda, seçimin ‘adil’ ve ‘bağımsız’ olduğunu düşünüyor. Ancak kaybeden taraf sonuçlara karşı şüpheli gözle bakıyor. Seçimden yenik ayrılmış bir başkan, haftalarca seçimin hileli olduğu yalanını söylerken, güveni zedelenen seçmenlere tekrar güven aşılamak daha da zor olacak. 

Ancak seçim reformu daha iyi bir güvenin temelini tesis edebilir. 2000’de Florida’daki yeniden sayım fiyaskosunun Amerika’nın nasıl oy kullandığının basitliğini ortaya çıkarmasının ardından geçen yirmi yılda, ‘Seçim sonuçlarının doğru olduğunu nereden biliyorsun?’ diye soran insanlara dürüst, açık ve mantıklı yanıtlar verebilmeliyiz. 

Henüz sonuçların güvenilir olduğuna dair Amerikalıları ikna edecek düzeyde, ülke çapında standartlara ve prosedürlere sahip değiliz. Seçimde hile olduğuna dair iddialar yanlış olsa da seçim sonuçlarına veya seçim sürecine dair kafasında soru işareti olan kişilere daha güçlü cevaplar verebilmek için daha fazla çalışmalıyız. 

Asıl gerçek skandal, neyi yapmaya ihtiyacımız olduğunu bildiğimiz ve hatta bazı eyaletlerde reformları uygulamaya başladığımız halde bu değişiklikleri ülke çapına yayamadığımızdır. 

Ya sonuçlar birbirine çok yakın olsaydı

Ya bazı kilit eyaletlerde seçim sonuçları birbirine çok daha yakın olsaydı? Ya birçok eyalette geri kalmış oylama makineleri belirleyici roller oynasaydı? Ya yazılımlarında büyük bir aksaklık tespit edilseydi? Ya bir optik tarama makinesinin arızalanıp yapılan hataların da çok geç fark edilme durumu olduysa? 

Georgia’da oy pusulalarının yüklenmesinde yapılan insan hatası gibi bu tarz hatalar yaşanmasına olanak tanıyan işlemlerin gerçekten yerindeliğini sorgulayan bir örnek olarak, seçim sonrası denetimleriyle (evet!) ortaya çıkan binlerce oy pusulasının gözden kaçtığı keşfedildi. Bu oy pusulaları, görünüşe göre kötü kullanıcı arayüzü tasarımı yüzünden oy kullanma makinalarındaki sayılmamış hafıza kartlarında unutulmuş. 

Hafıza kartları, dokunmatik ekran ve yazıcı kombinasyonu kullanan Georgia’daki yeni oylama makinesinin bir bileşenidir. Seçmenler, kağıt oy pusulalarını makineye soktuğunda, oyları hafıza kartlarında saklanıyor. 

Ancak eyaletin önceki oylama sisteminin aksine yeni bilgisayarlar, eğer hesaba katılmamış bir hafıza kartı varsa kırmızı bayrak kaldırmıyor. 

Bay Sterling, ilçe seçim işçilerinin tüm hafıza kartlarını hesaba katmaları için seçim bilgisayarlarındaki ‘berbat’ renk kodlarına alışkın olduğunu ancak yeni sistemin daha güç algılanan işaret kutucukları kullandığını söyledi. 

Gözden kaçan hafıza kartları üç ilçede bulundu: Douglas, Fayette ve Walton. Douglas oylarında Bay Biden önde çıkarken, Fayette ve Walton oylarında Bay Trump önde çıktı. 

Ya Georgia’da riskleri limitleyen denetimler olmasaydı? Ya yapılan hata yeterince büyük ya da oluşan fark, sonuçların doğruluna gölge düşürecek kadar küçük olsaydı? 

Geniş halk güvensizliğinin düzeltilemez olduğunu ve bu insanların gerçeklikten yoksun olduğu için onlara yönelik yapılacak hiçbir şey olmadığını varsayma eğilimi var. Ancak kasıtlı olarak teşvik edilen güvensizlik biçimi de güvensizlik, boşlukta serpilmez. Yapabileceğimiz şeyleri düzeltmek, şüphe çeken şeylere karşı direnç gösterecek şekilde tasarlanmış süreçler yaratmak, yapabileceğimiz en doğru şey. Bu krizden çıkmanın başka yolu yok. Dahası, seçimleri güvence altına almak için hayati adımlar atmanın sadece seçimlerin menfaati için yapıldığını varsaymak yanlıştır. Eğer seçim iki adayın birbirine çok daha yakın olduğu bir oy farkı ile bitseydi komplolar ve güvensizlik her iki parti seçmenini de yiyip bitirecekti. Seçimleri ya da bir ülkeyi bu şekilde yönetemezsiniz. Her şeyi düzeltmek mümkün olmayabilir, ancak elimizden geleni düzeltebiliriz – en azından denemeliyiz. 

Siber Bülten abone listesine kaydolmak için formu doldurunuz

 

Hiçbir haberi kaçırmayın!

E-Bültenimiz ile gelişmelerden haberdar olun!

İstenmeyen posta göndermiyoruz! Daha fazla bilgi için gizlilik politikamızı okuyun.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Başa dön tuşu
%d blogcu bunu beğendi: