disinformation

Dezenformasyonun önlenmesinde içerik moderatörlüğü nerede duruyor?

Dezenformasyonun önlenmesinde içerik moderatörlüğü nerede duruyor?Son birkaç yıla damgasını vuran KOVID-19 salgını ve ABD’deki seçimler, dezenformasyonun çevrimiçi ortamda ne kadar hızlı yayılabildiğini ortaya koydu.

Bu süreçte içerik moderatörlüğü de büyük önem kazandı. Peki içerik moderatörlüğü dezenformasyonun yayılmasını tek başına önleyebilir mi? İçerik moderatörlüğü gerektiği gibi düzenlenmezse yanlışın yanında doğru bilgileri de kaldırma tehlikesine yol açabilir mi? Bu yeni trend, dijital otoriterlik konusunda hangi noktada duruyor? Wired.com’dan Evelyn Douek bu soruların cevabını ele alan bir makale kaleme aldı. 

Sakıncalı içerikleri denetlemekle görevli olan içerik moderatörlüğü tüm dünyayı sarmış durumda ve hiçbir platform, kullanıcı tarafından oluşturulan içeriğin denetlenmesi yönündeki taleplerden muaf değil. İçerik moderatörlüğü yeni bir şey değil, ancak küresel bir salgın ve ABD’deki 2020 seçimleri bu durumu epeyce hızlandırdı. 

Douek’e göre Facebook ve Twitter gibi platformların internet kullanıcılarının kendi kendilerini yöneteceklerine dair inançları sonucunda yaşananlar herkesin malumu ve şimdi bunun neticesinde yaşananları düzeltmeye çalışsa da eski günlere asla geri dönmeyeceklerin bilincindeler. Ancak, sorunu içeriği internetten kaldırarak çözme girişimi, karmaşık konulara basit ve etkisiz bir yaklaşım olarak göze çarpıyor.

İnternet önemli bir kavşakta duruyor ve bu noktada seçtiğimiz yol hakkında kafa yormamız gerekiyor. Daha fazla içerik moderasyonu “daha iyi bir moderasyon” anlamına gelmiyor.

Pandemiye ilişkin dezenformasyon konusunu ele alacak olursak, küresel acil durum karşısında platformların hızlı hareket etmeleri beklenen bir şey. Bu beklenti ile platformlar COVID-19 hakkındaki dezenformasyona sert bir şekilde müdahale edebildi. Bu tepkilerin sadece tıbbi alanda değil, tüm dezenformasyonlar için verilmesi yönünde çağrılar da gecikmedi üstelik. Başlangıçta, platformlar COVID-19 dezenformasyonunun farklı bir konu olduğunda ısrar etti. Bundan kaynaklanabilecek olası zararın çok daha yüksek olacağını  savundular. Ayrıca, kendilerine neyin doğru neyin yanlış olduğunu söyleyebilecek çok net bir kaynakları vardı: Dünya Sağlık Örgütü.

Ancak bu da uzun sürmedi. Platformlar, insanların söyleyebilecekleri şeyler üzerinde giderek daha fazla baskı kurmaya devam etti. ABD’deki 2020 seçimleri sırasında yasaklama girişimlerini artırdılar. Holokost inkarcılarını, QAnon’a inananları ve nihayetinde Amerika Birleşik Devletleri Başkanını platformlarından çıkardılar.

İÇERİK MODERATÖRLÜĞÜNÜN BERABERİNDE GETİRDİĞİ HASAR GÖZ ARDI EDİLİYOR

Sosyal medya platformlarında sakıncalı içerikleri denetlemekle sorumlu olan içerik moderatörleri çığ gibi büyüyor ve beraberinde getirdiği hasar da çok sık göz ardı ediliyor. İşin ilginç tarafı baskıdan yana olanlar için tüm bunlar bile yeterli değil. Platformların daha iyi performans göstermesi ve daha fazla içeriğin kaldırılması yönünde çağrılar yükselmeye devam ediyor. Şu anda dünyada sosyal medyayı o veya bu şekilde denetlemeye yönelik hamle yapmayan tek bir ülke yok. Daha geçen hafta, Avrupa Birliği, “çevrimiçi dezenformasyonun yarattığı tehditler hızla arttığı” ve devam eden dezenformasyon salgını “insanların hayatını tehlikeye attığı ” için daha güçlü kuralların gerekli olduğunu ileri sürerek dezenformasyona ilişkin düzenlemelerini güçlendirdi.  ABD’li senatörler hala platformlara belirli profilleri kapatması çağrısında bulunuyor. Platformlar, dezenformasyonun yayılmasını sınırlamayı amaçlayan yeni kurallar yayınlamaya devam ediyor.

Şirketler, içeriği bulmak ve kaldırmak için giderek daha fazla teknoloji geliştirdikçe, bunları kullanmaları gerektiği yönünde bir beklenti oluşuyor. 

Dünyanın dört bir yanındaki otoriter ve baskıcı hükümetler, liberal demokrasilerin kendi sansürlerini haklı çıkarma söylemlerine vurgu yaptılar. Bu açıkça aldatıcı bir karşılaştırma idi. Hindistan hükümetinin yaptığı gibi, hükümetin bir halk sağlığı acil durumunu ele alma biçimine yönelik eleştirileri engellemek, konuşma özgürlüğüne açık bir hakaret. Ama platformlara yönelik ‘bunu kaldırın’ ‘bunu kaldırmayın’ şeklinde bir baskı da kendi içinde bir gerginliğe sebep olmakta. Şimdiye kadar, Batı hükümetleri bu sorunu çözmeyi reddetti. Dijital otoriterliğin küresel yükselişinde kendilerini savunmak için platformları büyük ölçüde yalnız bıraktılar. Platformlar kaybetmeye devam ediyor. Douek, hükümetlerin sınırları dışındaki birçok kullanıcının haklarını savunmak istiyorsa hem platformların düzenlenmesi hem de konuşma özgürlüğü hakkında konuşması gerektiğini düşünüyor.

GERÇEKTEN DEĞERLİ OLAN FİKİRLERİN KALDIRILMASI RİSKİ VAR

İçerik moderasyonu hiçbir zaman mükemmel olmayacağından, kurallar uygulanırken hatanın hangi tarafında yer alıp almayacağı sorusunun sorulması gerekmekte.  Daha katı kurallar ve daha ağır uygulama, yanlış sonuçlar doğuracaktır. Bir başka deyişle gerçekten değerli olan fikirler de kaldırılmış olacaktır. Bu sorun, içeriğin kaldırılmasında otomatik moderasyona olan bağımlılığın artmasıyla daha da kötüleşmektedir: Bu araçlar kaba ve yanlış sonuç veriyor.

Daha fazla içeriğin kaldırılması söylendiğinde, algoritmalar bunun hakkında iki kez düşünmez. Örneğin, bağlamı değerlendiremezler veya şiddeti yücelten içerik ile insan hakları ihlallerine işaret eden bilgiler arasındaki farkı ayırt edemezler. Bu tür bir yaklaşımın bedeli, son dönemde yaşanan Filistin–İsrail çatışması sırasında net bir şekilde ortaya çıktı. Facebook’un Filistinlilerden gelen ve Filistinliler hakkında yapılan önemli içerikleri defalarca kaldırdı.  Bu tek örnek değil. Bu hataların halihazırda marjinalleşmiş ve savunmasız olan topluluklara orantısız bir şekilde zarar verme eğiliminde olduğunu biliyoruz.

“Trump’a oy veren eyaletler dezenformasyona karşı daha savunmasız çıktı”

Son olarak, içeriğin kaldırılmasının, ilk etapta içeriğin oluşturulmasına yol açan temel sosyal ve politik sorunları ele almadığı her geçen gün daha net hale geliyor. QAnon, büyük platformlar tarafından büyük ölçüde yasaklanmış olmasına rağmen şaşırtıcı derecede popüler olmaya devam ediyor. “Birşeyleri basitçe silmek” içeriği kaldırır, ancak nedenini ortadan kaldırmaz. Toplumu daha mutlu ve daha sağlıklı bir bilgi ortamına yönlendirebileceğimizi bilmek ya da son birkaç yılın en kötü sosyal dejenerasyonlarının daha fazla mesajın kaldırılması halinde önlenebileceğini düşünmek işin kolayına kaçmak. Ancak sosyal ve politik sorunları çözmek, birkaç satır daha iyi koddan yararlanmaktan çok daha zor bir iş olacaktır. 

PEKİ NE YAPMAK GEREKİYOR?

Twitter artık insanları bir postu retweetlemeden önce okumaya ya da rahatsız edici olabilecek bir cevabı yeniden düşünmeye itiyor.  Kullanıcılara yayınlarındaki rahatsız edici yorumları toplu olarak silmek gibi kendi deneyimlerinden sorumlu olma fırsatı vermek gerçek bir koruma sağlayabilir. İnsanların içeriği bir seferde kaç kez iletebileceğine dair kısıtlamalar koymak, viral içeriğin yayılmasını önemli ölçüde azaltabilir. Platformlar, toksik içerikle etkileşimde bulunan hesapları kapatabilir, ancak bu Ayarlamalar bile tekleme yapabilir. Bu önlemlerin hiçbiri Silikon Vadisi’nin veya başka birinin bir yazının doğru olup olmadığını belirlemek ve bunu geri kalanımıza dikte etmesini gerektirmez.

Acil içerik moderatörlüğü durumunun kötülükten çok iyilik yapması ve belli başlı hataların olabileceğini kabullenmek de mümkün tabi.  Ancak, pandemi sırasında meydana gelen her şey gibi, bu durum da körü körüne kabul edilmemeli.

Hiçbir haberi kaçırmayın!

E-Bültenimiz ile gelişmelerden haberdar olun!

İstenmeyen posta göndermiyoruz! Daha fazla bilgi için gizlilik politikamızı okuyun.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Başa dön tuşu
%d blogcu bunu beğendi: