Yapay zekanın 2030 jeopolitiğinde Türkiye’nin yeri neresi olacak?

Dünya yapay zeka alanında ciddi bir rekabete sahne oluyor. ABD ve Çin arasındaki kafa kafaya giden yarışta Amerikalılar üstünlüklerini Çin’e kaptırmama telaşı yaşıyorlar. Çin ise insan haklarını ve mahremiyeti hiçe sayarak oldukça şüpheli hamlelerle bir ‘veri canavarı’ gibi agresif adımlar atmaya devam ediyor. 2030 yılında dünyanın yapay zeka alanındaki en önemli gücü olma hedefi bizzat devlet başkanı tarafından dile getirildi.

Yarışa sonradan giren Rusya da geçtiğimiz aylarda yapay zeka strateji belgesini açıkladı. Belgede Rusya’nın yapay zeka alanında varmak istediği hedefler için koyduğu tarih de ilginç bir şekilde 2030.

Dünyanın iki büyük gücü Rusya ve Çin belli ki 2030 dünya projeksiyonları için yapay zekayı merkeze koymuş durumda. 2017 yılında Rus Devlet Başkanı Vladimir Putin gençlere yaptığı bir konuşmada yapay zeka alanında baskın güç olan ülkenin dünya lideri olacağı düşüncesini ifade etmekte tereddüt etmemişti.

Bir yandan devler kendi aralarında yarışırken diğer taraftan teknolojik üstünlüğü asimetrik bir güç unsuru haline getirmeye çalışan ‘küçük’ devletler de bulunuyor. Devletler arası güç mücadelesinin ana noktalarından biri haline gelen yapay zeka alanında teknolojik know-how’a sahip Güney Kore, İsrail ve Singapur’un da devlet çıkarları doğrultusunda güç mücadelesinde ağırlık göstereceği düşünülüyor.

Yapay zekanın gelişimi için bilgi işleme (computing) gücü, veri (işlenebilir veriye erişim) ve altyapı gerekiyor. Yapay zeka stratejisinde 2030’a giden yolda devletlerin bu 3 ana konu temelinde bazı adımlar attığını görüyoruz. Çin örneği ele alındığında, Çin hükümeti ve Çinli şirketlerin bağımsız bir YZ gücü olmak için computing gücü ve yarı üretken geliştirmek için geniş anlamda yatırım yaptığını görüyoruz. Semikondoktör üretimi yapay zeka sistemlerini besleyen en önemli teknolojilerin başında geliyor.Yarı iletkenler üretimi konusunda Çin’in başta Huawei olmak üzere çeşitli kurumlarda sürdürdüğü çalışmalar bulunuyor. Fakat bu yapay zeka alanında güçlü olmak isteyen her ülke için geçerli midir sorusu stratejik seviyede cevaplanması gereken bir soru.

İlgili haber: 

40 dakikada Rusya’nın yapay zeka stratejisi: Putin 2030’da ne istiyor?

AKADEMİK ÇALIŞMA STRATEJİK HEDEF

Hem Çin’de hem de Rusya’da yapay zeka hedeflerinden bir tanesinin akademik makale üretimi olduğunu görüyoruz. Gerek yurtiçindeki Çinli akademisyenler gerekse de, başta ABD olmak üzere yurtdışında çalışan Çinli araştırmacılar yapay zeka alanında yaptığı çalışmalar dikkat çekiyor. Hatta ABD’li bazı medya organları bunun Amerikan milli güvenliği için iyiye haber olmadığını işaret ediyor çünkü en fazla atıf alan çalışma sayısı bu yıl içerisinde ABD’yi geçecek. Rusya da aynı şekilde çok atıf alan yapay zeka makalelerinin Rus akademik kuruluşları tarafından üretilmesini bir stratejik hedef olarak koymuş durumda. Türkiye, Rus ve Çinli akademisyenlere uygun şartlar sağlayarak araştırmalarına ülkemizde yapmaları/devam etmeleri ya da ortak proje yürütmeleri konusunda bir çalışma fena olmaz değil mi?

Bu arada hem Rusya’nın hem de Çin’in yönetim şekli itibariyle ulusal gücü koordine etmede ABD’den daha rahat olması, demokrasilerin yapay zeka alanında gerilemesine mi sebep olur, heralde 2030’da görmüş oluruz. Çünkü iki ülke de robotik ve yapay zeka teknolojilerini stratejik güç dengesini lehlerine çevirebilecek gümüş kurşunlar olarak görüyorlar.

YAPAY ZEKA DİPLOMASİSİ

Bir yandan yapay zeka teknolojilerini geliştirerek güç mücadelesinde avantaj sağlama rekabeti tüm hızıyla devam ederken diğer yandan da yapay zekanın nasıl kullanılacağı ile ilgili etik eksenli bir tartışma sürüyor. Bu konuda sessiz kalmak yeni bir dünya kurulurken pasif rol almaya neden oluyor.

Yapay zekanın etkin tarafsız ve barışçıl kullanımı için uluslararası iş birliklerine de ihtiyaç bulunuyor. Otoriter ve dışlayıcı kullanımı çözümden ziyade mevcut sorunların derinleşmesine neden olma ihtimali üzerinde duruluyor. Peki bizim bu konudaki tartışmalarda duruşumuz nedir? Nasıl bir yaklaşım geliştiriliyor?

Her ne kadar Londra’daki son NATO zirvesi ileriye yönelik karar almak yerine iç çekişmeleri gidermek için efor sarf ederek geçtiyse de gelecek dönemde tıpkı siber alan ile ilgili alınan stratejik kararlar ve aksiyonlar gibi yapay zeka alanında da NATO’nun atacağı bazı adımlar olacaktır. Aynı şekilde Birleşmiş Milletler’de yapay zeka teknolojilerinin kullanımı ve etik kurallar ile ilgili devam eden tartışma da önümüzdeki 3-5 sene içerisinde çalışma gruplarının kurulmasına ve çoğalmasına neden olacaktır.

Yükselen teknolojilerin jeopolitik yansımaları ile ilgili disiplinler arası araştırma merkezlerinin kurulması bazı soru ve sorunların nasıl çözüm bulacağına dair çalışma gruplarının uluslararası kurumlarda oluşturulması durumunda Türkiye’den aktif katılımın sağlanması ancak bugün itibariyle koordineli çalışmaya başlanması ile mümkün olabilir. Akademik araştırmalarda, uluslararası kuruluşlarda Türkiye’den yapılacak her türlü katkı ‘yeni kurulacak dünyada’ Türkiye’nin de payı olmasının yolunu açacaktır.

NATO PERSPEKTİFİ

Uluslararası hukukun siber alana uygulanması ile ilgili yapılan Tallinn Kitapçığı çalışmalarına maalesef Türkiye’den bir uzman katılmamıştır. NATO’da geçmişte kurulan Nükleer Planlama Grubuna benzer şekilde bir Yapay Zeka Planlama Grubu kurulduğunda Türk dışişleri ve/veya Dijital Dönüşüm Ofisinden gönderilecek yetkin isimler yetiştirilmelidir.

Türkiye, Barış Pınarı harekâtında insansız hava araçlarından maksimum seviyede yararlanmıştır. Terör örgütlerinin yönetim kadrosunda bulunanlara yönelik nokta atışı operasyonlar bu zamana kadar Türkiye’ye yönelik ‘operasyonlar sırasında sivil kayıplar yaşanıyor’ eleştirisini yok etmiştir. Yapay zeka teknolojilerinin muharebe alanlarında tetikleyeceği devrim yeni bir jeopolitik rekabet ortamı oluşturmuştur. Türkiye’nin yeni rekabet ortamında güçlü ülkeler arasına girmesi için teknoloji üretmenin ve verimli şekilde tüketmenin yanı sıra ‘konsept geliştirmeye’ ve mevcut karar alıcıların yeni teknolojik transformasyona uyum sağlamasına yönelik çalışmalara da ağırlık vermesi gerekmektedir. Ancak bu şekilde uluslararası güç dengesizliğinin sürekli arttığı dönemde Türkiye güçlü bir ülke olarak ayakta kalmayı başarabilir.

Siber Bülten abone listesine kaydolmak için formu doldurunuz

Cihangir Sevimli

Cihangir Sevimli uzun süre ülkemizde ve yurtdışındaki üniversitelerde akademisyen olarak bulunmuş bir bilgi güvenliği sevdalısı.

Türkiye'de kamu kurumlarında kritik açıkları ortaya çıkararak devletin dikkatini çekmiş olan Sevimli halen çeşitli kurumlara danışmanlık yapmaktadır.
Cihangir Sevimli

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Cihangir Sevimli

Cihangir Sevimli uzun süre ülkemizde ve yurtdışındaki üniversitelerde akademisyen olarak bulunmuş bir bilgi güvenliği sevdalısı.

Türkiye'de kamu kurumlarında kritik açıkları ortaya çıkararak devletin dikkatini çekmiş olan Sevimli halen çeşitli kurumlara danışmanlık yapmaktadır.
Cihangir Sevimli