Oxford’lu Türk akademisyen Korkmaz: Hibrit savaş, her krizde yansımasını buluyor

Dr. Emre Eren KorkmazOxford Uluslararası Kalkınma bölümünde akademik çalışmalarına devam eden Türk akademisyen Dr. Emre Eren Korkmaz hibrit savaş kavramının uluslararası birçok olayda kendini gösterdiğini kaydederek özellikle pandemi gibi krizlerde yansımasını bulduğunu ifade etti. Başarılı akademisyen, Siber Bülten’e verdiği yazılı röportajda geliştirilen Covid-19 uygulamaları ile birlikte yükselişe geçen veri mahremiyetine yönelik endişelere değinirken, teknolojik gelişmeleri incelemek isteyen sosyal bilimcilere de çeşitli tavsiyelerde bulundu.

Covid-19 süreciyle birlikte gündeme gelen konuların başında devletlerin geliştirdiği takip uygulamaları var. Veri mahremiyeti konusundaki hassasiyetin konu sağlık olduğunda ihmal edilebilir olduğunu düşünüyor musunuz? Hem can güvenliğini hem de veri gizliliğini koruyan bir model geliştirilebilir mi?  

Sağlık ve veri güvenliğini koruma amaçlı çeşitli inisiyatifler var. Bunların ne kadar başarılı olacağını bilmiyorum. Ama bu meselenin çok boyutu var.

İlki aplikasyonlar en önemli çözüm olarak sunuluyor ama bu tartışmaya açık. Mesela yaygın test yapılması çok daha önemli. Test ve takibin birlikte yapılması gerekiyor.

İkincisi görüştüğünüz birinin Covid-19 pozitif çıktığını aplikasyon üzerinden öğrenmek mi yoksa konu hakkında bilgili bir kişiden öğrenmek mi daha olumlu olur? İnsanların böyle ciddi bir haberi alırken sorulara cevap verilmesi, insanların sakinleştirilmesi gibi çok çeşitli yönler var. Bu nedenle birçok ülkede telefon üzerinden takip yapılıyor.

Üçüncü olarak, bu aplikasyonları zorunlu tutan ülkeler de var, gönüllü olarak teşvik edenler de. Veriyi merkezi olarak biriktirenler var, desentralize çözümler üretenler var. Her iki durumda da ayrı sorular ortaya çıkıyor. Bilhassa zorunluysa bunun her bir ülkede meclis tarafından belirlenen bir yasayla çıkarılması, şeffaf olması, salgın bittiğinde kaldırılması gibi konular gündeme geliyor.

Ayrıca bu aplikasyonlar başka hangi verilere ulaşıyor, mesela telefon numaralarına, fotoğraflara ulaşıyor mu?

Bunun gibi çok sayıda soruya net cevap vermek gerekir. Bunun başında da bu çözümlerin dizaynından uygulanmasına yönetişimin nasıl olacağının netleşmesi önemli. Mesele sadece kişisel verilerin güvenliği ile sınırlı değil, toplumsal alanda yurttaşla devlet arasındaki ilişkiyi de etkileyen ve insanların anayasal hak ve hürriyetlerini de etkileyen bir sonucu var. Bu açıdan da tartışmak gerekir.

Koronavirüs ile ilgili tıbbi araştırma yapan şirket ve akademik kurumların siber epsiyonaj saldırılarının hedefi olduğu medyaya yansıdı. Görünen o ki herhangi bir küresel ya da devletlerarası gelişmenin siber alana yansımaması söz konusu değil. Böyle bir ortamda devlet, şirket ve birey ekseninde ne gibi stratejiler üretilmeli? Her adımın siber alanda bir yansımasının olduğu yeni dünyanın odak noktasını güvenlik mi yoksa özgürlük mü oluşturacak?

Hibrit savaş veya sürekli savaş hali gibi konular siber güvenlik/siber savaş üzerinden geliştirilen konular ve bu her krizde yansımasını buluyor. Sağlık alanı her zaman önemliydi, sağlık sistemlerinin, hastanelerin hacklenmesine de tanıklık etmiştik ve pandemiyle beraber sağlık alanı daha da önem kazandı. Bunun bir yanına dezenformasyon kampanyalarını da eklemek gerekir.

Ben strateji ve güvenlik/özgürlük meselesinde dikkati insanlara vermek gerektiğini ve toplumsal çözümlerin üretilmesi gerektiğini düşünüyorum. Bunu yaparken de toplumun yapısal eşitsizliklerinden olumsuz şekilde etkilenen kesimlere özel önem verilmelidir. Yoksullar, çalışanlar, kadınlar, LGBT’ler, azınlıklar, mülteciler, yaşlılar, çocuklar gibi çok çeşitli kesimleri farklı ülke gerçekliklerini dikkate alarak değerlendirebiliriz. Bu açıdan dijital eşitsizliğin giderilmesi ve dijital okuryazarlığın geliştirilmesi önümüze çıkıyor. Bu başarılırsa devletlerin ve şirketlerin politik ve ticari çıkarlarının farkına varılması, insanların kendilerini toplumsal bir özne olarak konumlandırması, devletlerden ve şirketlerden taleplerde bulunması mümkün olacaktır.

Bu sağlık alanında da önemli, çünkü siber saldırıları bir yana bıraksak dahi yapay zeka destekli dijital kişisel sağlık hizmetlerinden sokağa çıkmamıza imkan veren Covid-19 uygulamalarına kadar tüm bu çözümlere belirli şartları olan kişiler ulaşabilecektir. Akıllı telefonu veya hızlı interneti olmayan, olsa dahi yaşlılık veya engellilik gibi sebeplerle bunları yeterince kullanamayan veya çocuk olduğu için doğruyu yanlıştan ayırmaktan zorlanan milyonlarca insan var. Dolayısıyla teknolojiye her şeyin çözümü bir deva olarak görmek yerine hem teknolojik olmayan alternatif çözümlerin üretilmesinin, üretilen teknolojik çözümlerin de dizayn aşamasından uygulanmasına kadar olabildiğinde şeffaf ve denetime açık olmasının önemli olduğunu düşünüyorum.

Bu eksende Türkiye’nin bu yeni döneme hem hükümet hem özel sektör hem de bireysel bazda ne kadar hazır olduğunu düşünüyorsunuz?

Türkiye teknolojik çözümleri çabuk benimseyen ve adapte olan dinamik bir ülke. Ülke içerisinde de çok önemli projelere imza atılıyor, son yıllarda yurt dışına giden çok sayıda insan da gittikleri yerlerde başarılı çalışmalara imza atıyorlar. Covid temas takio uygulamasında da hızlı çözüm üreten ülkeler arasında. Ancak yukarıda bahsettiğim şeffaflık, açıklık, verilerin ne olacağı, başka hangi verilere ulaşılacağı, dezavantajlı kesimler için nasıl çözümler üretileceği gibi konular değerlendirilmesi gereken konular. Çünkü dünya genelinde bu salgının bahane edilerek denetim-gözetim toplumuna geçilmesinin hızlanmasından haklı olarak kaygılanılıyor.

Hayat Eve Sığar uygulamasındaki veriler kolluk kuvvetleriyle paylaşılıyor

Son olarak siber güvenlik ve yapay zeka gibi teknoloji temelli konular üzerine akademik çalışma yapmak isteyen sosyal bilim kökenli araştırmacılara neler tavsiye edersiniz? 

Teknolojide çok hızlı adımlarla gelişmeler yaşanıyor, devletler ve şirketler birbirleriyle ciddi bir yarış içinde. Büyük yatırımlar yapılıyor, yarışta geri kalmaktan korkuluyor ve kimse biraz düşünelim, nereye gidiyoruz, belirli kuralları belirleyelim gibi bir girişimde bulunamıyor.

Bunu bir devrim olarak tanımlamak da mümkün ve doğal olarak toplumsal ve ekonomik yaşamda çok büyük değişimlere neden oluyor. Yeni korkular, kaygılar ediniyoruz, alışık olduğumuz kurumsal yapılar sarsılıyor. 10 yıl sonra ne olacağını bilememenin kaygısını yaşanıyor. Bu nedenle sosyal bilimcilerin olabildiğince bu gelişmeleri anlamaya ve anlamlandırmaya çalışması gerekir. İşin teknik yönünde çalışanlarla işbirliği içinde çalışılması daha da önem kazanıyor. Diğer yandan teknik ilerlemeyi sağlayanların da toplumsal meselelerden haberdar olması ve toplumu bilgilendirmeye, şeffaflık-açıklık gibi temel ilkelere uygun hareket etmesi gerekiyor.

Siber Bülten abone listesine kaydolmak için formu doldurunuz

 

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.